Aşkın Sanatı

Yıkıldım

16/4/2007 ·


YIKILDIM ARTIK BEN

SEVEMEM YENİDEN...

http://merchandiser.blogcu.com/archive

Yorum ( 4 ) Yorum yaz!

Ella Jane Fitzgerald

12/4/2007 ·



Büyük yeteneği, olağanüstü zenginlikteki sesi ve müziğe olan egemenliğinin yanı sıra kalender yaradılışı ve sürdürdüğü sade yaşamıyla caz sanatının anası sayılırdı. Küçük yaşlarda aldığı kilise korosu eğitimini yetenekleriyle birleştirerek sesini kullanmayı öğrendi. Caz tarihinin birçok sanatçısı gibi Ella da Louis Armstrong’dan etkilendi. Büyük sanatçıyla ileriki sanat yaşamında birlikte şarkı söyleyebilmiş,onunla dost olmuştu.16yaşında ünlü Apollo Theatre’ın amatörler yarışmasına girdi ve müziğe ilk ciddi adımını attı.


 

A.B.D'nin Virginia eyaletinde doğdu. Kısa süre sonra boşanan annesiyle New York'a taşındı. Geçirdiği tatsız olaylar yüzünden öğrencilik yıllarını güçlükle geçirmiş, ardından bir süre evsiz olarak yaşamıştır. İlk kez 17 yaşında Apollo Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. Chick Webb'le tanıştı ve haftalık 12.50 dolar karşılığında grupla beraber turneye çıktı. "Love and Kisses" ilk kaydı yapılan, "A-Tisket, A-Tasket" ise tanınmasını sağlayan parçalardır. Webb'in ölümünden sonra orkestranın ismi değişti ve liderliği Fitzgerald devraldı.

 

1941'de solo kariyerine başladı ve Norman Granz'la çalıştığı caz konserlerine devam etti. Swing döneminin sona ermesi ve turnelere çıkan büyük orkestraların kapanışıyla birlikte Fiztgerald, ortaya çıkan Be-Bop akımından etkilenerek vokal tarzını değiştirdi. Dizzy Gillespie Orkestrası ile çalışmaları da onu yönlendirmiştir. Aynı dönemde Scat (kelimelerin olmadığı, anlamsız hecelerle emprovizasyon) tekniğini geliştirmiş ve ününü artırmıştır. Piyanist Ellis Larkins ile birlikte Gershwin bestelerini seslendirdi.

 

Çeşitli bestecilerin eserlerini seslendirdiği 8 şarkı kitabının ( Great American Songbook ) kayıtları devam ederken uluslararası turnelere de çıktı. Ölümünden sonra The New York Times köşe yazarı Frank Rich, bu eserleri seslendirerek beyaz ve Afrika kökenli Amerikalılar arasındaki kültürel bağların güçlenmesinde önemli rolü olan Fitzgerald'ın bunda en az Elvis Presley kadar başarılı olduğunu söylemiştir. Afrika kökenli bir sanatçının, göçmen yahudiler tarafından bestelenmiş yoksul kesimi anlatan şarkılarını hıristiyan beyazlara sevdirebilmiş olması, bu başarısını doğrular.

 

Fitzgerald uzun kariyeri boyunca ünlü birçok müzisyenle yanyana çalıştı. Trompetçi Roy Eldridge ve Dizzy Gillespie, gitarist Herb Ells, piyanist Tommy Flanagan, Oscar Peterson, Lou Levy, Paul Smith, Jimmy Rowles ve Ellis Larkins bunlardan bazılarıdır. Bu birliktelikler küçük gruplardan oluşuyordu ve performanslar genellikle canlıydı.

 

Decca, MGM, Atlantic, Capitol beraber çalıştığı şirketlerden bazılarıdır. Fitzgerald son kaydını 1989'da yapmış, 1991 yılında da son konserini vermiştir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ella_Fitzgerald

 

Yorum ( 2 ) Yorum yaz!

Sözün Bittiği Yer

9/4/2007 ·


 

 

Yorum ( 2 ) Yorum yaz!

En Güzel Çiçek

6/4/2007 ·


 

Dalları dağınık selvi ağacının altındaki boş banka oturdum, niyetim okumaktı. Kaşlarım çatık, hayata küskündüm. Çünkü dünya beni üzmeye niyetliydi. Sanki tüm bunlar günü mahvetmeye yetmezmiş gibi bir küçük çocuk çıkageldi. Başı öne eğik önümde durdu.  Ve heyecan içinde “Bak ben ne buldum?” dedi. Elinde zavallı bir çiçek duruyordu. Yaprakları susuzluk ve ışıksızlıktan solgundu. Çiçeği almamı istiyordu ki bir an önce oyununa dönsün...

 

Yapmacık bir şekilde gülümsedim ve yana doğru kaydım. Oysa uzaklaşacağına yanıma oturdu. Çiçeği burnuna götürüp kokladı ve abartılı bir şaşkınlıkla: “Çok güzel kokuyor ve çok da güzel. Ben onun için bunu size kopardım” dedi.

 

Bana uzattığı bitki ölüyordu ya da ölmüştü. Ne parlak bir turuncu, sarı ne de kırmızıydı. Ama onu almazsam çekip gitmeyecekti. Elimi almak için uzattım ve dedim ki: “Tam istediğim gibi”. Ama o ne yaptı? Çiçeği bana vereceğine, havaya uzattı.

 

İşte o an anladım ki; çiçek veren bu çocuk: bir KÖRDÜ.  Sesim titriyordu, gözyaşım güneşte parlıyordu. Ona “En güzel çiçeği” bana verdiği için teşekkür ettim. “Bir şey değil” dedi. Tekrar oynamaya koşarken, günümü nasıl altüst ettiğini bilmeden!!!

 

Orada durdum ve o ağacın altındaki o çaresiz kadını nasıl gördüğünü düşündüm. O umutsuz, kötü durumumu nasıl bilmişti? Belki de yüreğiydi, gerçeklerle kutsanmıştı. Kör bir çocuğun gözlerinden görebilmiştim en sonunda, suçun dünyada değil bende olduğunu. Tüm zamanlar boyunca KÖR olan bendim.

 

Şimdi artık yaşamdaki güzellikleri görmek ve her saniye için teşekkür etmek, yapmam gerekendi. O solmuş çiçeği alıp burnuma götürdüm ve nefis kokusuyla içimi doldurdum. Baktım çocuk elinde başka ölü bir çiçekle yaşlı bir adamın yaşamını değiştirmek için gitmekte.

 

/Cherly Costello Forsey  (Çeviren: Doğugül Kan)

http://www.netyorum.com/bolum/dostluk-sevgi/20050406-19.htm

 

Yorum ( 1 ) Yorum yaz!

Oysa Ben, Seni Seviyordum

24/3/2007 ·


Peşte, Eylül 2006

 

 

SENİ SEVİYORDUM

 

Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi...

Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi

İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri

 

SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu

Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesden başkaydı işte...

Güldüğü zaman yukarıya bakardı;

Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...

Ne güzeldiler sen bilmiyordun...

 

BEN SENİ SEVİYORDUM...

Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler

Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu

Geri dönüyordu, çoğalıyordu

Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteliyişim oluyordun

Kalp ağrısı oluyordun,

Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,

Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,

Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk

Cesurduk...

Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kızmızıydı bütün karanfiller...

 

Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...

Sevinçlerim oluyordun ara sıra sen hiç bilmiyordun

Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra

Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları

Derken bir gün uzaktan gördüm seni...

Saçların bana inat başın her şeye meydan okuyarak işte yine aynı

Kalbimi acıttı her zaman ki gibi...

Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun

Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir ya da boş ver bilme en iyisi...

 

/İclal Aydın

 

Yorum ( 7 ) Yorum yaz!

Hayır Hiçbir Şeyden Pişman Değilim.

2/3/2007 ·


Non, Je Ne Regrette Rien / Edith Piaf

 

Hiç ama hiçbir şey, hiçbir trajedi, sokaklardan gelip 11 Ekim 1963 günü, eli genç şarkıcı sevgilisi Theo Sarapo’nun ellerinde yaşama veda eden bu minik kadını, hayatı ve erkekleri sevmekten ve şarkı söylemekten alıkoyamıyor. En ünlü şarkısında, “Non, Je Ne Regrette Rien/ Hayır Hiçbir Şeyden Pişman Değilim” demez mi zaten.

/ Çiğdem Kömürcüoğlu

 

Non, je ne regrette rien

Musique: Marc Heyal

 

Non! Rien de rien ...

Non ! Je ne regrette rien

Ni le bien qu'on m'a fait

Ni le mal tout ça m'est bien égal !

 

Non ! Rien de rien ...

Non ! Je ne regrette rien...

C'est payé, balayé, oublié

Je me fous du passé!

 

Avec mes souvenirs

J'ai allumé le feu

Mes chagrins, mes plaisirs

Je n'ai plus besoin d'eux !

 

Balayés les amours

Et tous leurs trémolos

Balayés pour toujours

Je repars à zéro ...

 

Non ! Rien de rien ...

Non ! Je ne regrette nen ...

Ni le bien, qu'on m'a fait

Ni le mal, tout ça m'est bien égal !

 

Non ! Rien de rien ...

Non ! Je ne regrette rien ...

Car ma vie, car mes joies

Aujourd'hui, ça commence avec toi !

 

Dinlemek İçin

http://www.malhanga.com/musicafrancesa/piaf/rien_de_rien.htm

 

 

 

 

 

Yüreğimizden Sevgiyi Eksik Etmeyelim

 / Merchandiser

Yorum ( 3 ) Yorum yaz!

Merchandiser Nedir?

23/2/2007 ·


Yeniden Herkese

Merhaba!

Yorum ( 2 ) Yorum yaz!

Sevgiyle Kal.

11/9/2006 ·


Yüreğinden Sevgiyi Eksik Etme.

  

Kendimle savaşım ve duygularımla verdiğim o sayılı mücadele sanırım bu gece sona erdi. Ve ben ilk defa demir kapıların ardında gizli güneşimin senin yüreğine doğmasına izin verdim. Hiç böyle olmamıştım ben bilmem, belki de olmuştum... Gökyüzünü izledim bütün gün. Ve ağaçları ve kuşları ve seni...

 

Öyle huzur dolu ve öyle mutluydum ki, içimde taşıdığım ve ağır diye nitelendirdiğim bu sonsuz sevginin aslında beni yenileyen tek duygu olduğunu fark ettim her tebessümde. Çünkü, gözlerimde senin derinliğin, ellerimde senin sıcaklığın ve ruhumdaki varlığınla beni sen, sadece sen yaşatıyordun...  Ve artık ağır gelmiyordu bu aşk bana. Özümdeydi ve bir parçamdı tıpkı senin gibi... Âşık olmaktan utanmadım bu gece...

 

Eskiden hafif derdim bu yüce duyguya, sadece hafif...  Belki de gereksiz bulurdum, bilmiyorum. Kalpte derin, koparması zor ve sürekli içerilere işleyen korkunç bir yara olduğunu düşünürdüm aşkın. Belki de doğru... Yaraydı. Ama gelişimini izlediğin ve kendi ellerinle iyileştirdiğin bir yaraydı bu.  Şimdi, kalbimdeki yaranın acısı, o yürek yanması daha da büyüyor. Bu çektiğim acı, sana olan sevgimi yüceltiyor, sonsuzlaştırıyor adeta...

 

Bilmezdim duyguların en yücesini bu derde düşmeden önce ve hissetmezdim hiçbir insanı böyle yüreğimde seni sevmeden önce...  Bu gece odamın duvarları haykırdı bana, "Aptal! Bunun adı aşk." diye.  Ve susturamadım kalbimin çığlıklarını... Derken gözyaşlarım ve hıçkırıklarım bozdu gecenin bütün o güzelim sessizliğini ve uyandırdı beni tatlı rüyamdan. Sen rüya idin, ben rüya idim ve yaşam koskocaman bir rüya idi yalnızca... Beni sana bağlayansa gördüğüm rüyanın en büyülü, en şehvetli anıydı sadece...

 

Biliyorum, sen beni hiç tanıyamayacaksın. Belki, hiçbir zaman cesaretimi toplayıp konuşamayacağım seninle; Ama senin o büyülü sevginle yaşayacağım.  Kim bilir... Belki de bir gün, bir yerde görüşmek ümidiyle...

 

Sonsuz Sevgiyle Kal...   Sevgiyi yüreğinden hiç ama hiç eksik etme...

/balca.net

 

 

 

Not:

Sevgili Dostlar. Kiminize Elveda Kiminize Merhaba.

Yine o hiç sevmediğim yurtdışı seyahatlerim başlıyor.

Gecikirsem Kusuruma Bakmayın.

Yorum ( 61 ) Yorum yaz!

Konu aşk olunca, kadınlar pireyi deve yapıyorlar

9/9/2006 ·


Aşk, yeri zamanı geldiğinde kişi farkına varmadan tutturuyor kendini. “Yok şekerim. Artık ağzım yandı. Kalbimi aşka kapattım.” desek de, aşkın bizi tutacağı varsa, gelir biz farkına varmadan yapışıp “canımıza okur”. Olacağı budur. Allahtan çok uzun sürmüyor bu aşk fırtınaları.

 

Valla ben aşkın uzun süreli olmadığını çok iyi biliyorum. Senin dediğin gibi, “Elde olmayan nedenlerle aşkın tutulabileceğine” de inanmıyorum. Aşk zorla tutulmaz, tutulamaz. Zorla tutulmaya çalışılan aşk, aşk değildir zaten. Hem aşk kapıyı bir kez değil, bir kaç kez çalabiliyor. İlk kocama da, ikinci kocama da, “Uzun Boylu” sevgilime de aşık oldum. Özellikle “Uzun Adam”a çarpıldım. Ama aşk fırtınası, yerini harika bir sevgiye bıraktığı için uzun yıllardır sevgim tükenmedi. Aşk insanı yerden yere çarpar, hırpalar, ağlatır, eritir, muma döndürür. Ama sevgidir bence esas olan. Güzel olan, kalıcı olan... Yine de aşk fırtınasını yaşamayı herkese öneririm. Çünkü aşık olmak, sevginin kıymetini, değerini anlamak için iyi bir fırsat bence!

(…)

 

Aynen öyle... Biz kadınlar aşkı çok abartıyoruz. Pireyi deve yapıyoruz. Çok sevdiğim bir cümleyi burada tekrarlayacağım: “Eşeğe paye vermişler, kendini İngiliz atı sanmış!”. Tabii bu deyiş, herkes için geçerli değil. Hak edenler için söylenmiş olmalı!

 

Aşk, o ünlü filmin adı gibi… Rüzgâr gibi gelir geçer. Tahribatı da “Katrina, Rita Kasırgaları” gibi büyük olur.

(…)

 

Aşk yıllarca sürmez. Sürdüğü sanılır. Dolayısıyla da, aşkın heyecanı falan da sürmez. Yıllarca süren sevgidir. Sevginin getirdiği heyecanların sürmesi de; iki kişinin karşılıklı “yaratıcılıklarıyla” -ki buna “fantezi” diyoruz- tarafların birbirlerini olur olmaz kıskançlıklarla sıkmamasıyla... Tarafların birbirlerinin kişisel özgürlüklerini kısıtlamayıp, kişisel haklarına saygı göstermesiyle oluşur.

 

Aşkın gözü kördür. İnsanın gözü kör olunca kusurları, hataları görmez. Durum böyle olunca da aşık olan saf saf her şeyi affeder. İyi halt eder. Ayrıldıktan sonra kendilerini toparlayamayan erkekler de biliyorum ben. Bu konuda erkeklere haksızlık etmeyelim.

 

Doğru ama… Erkekler sadece “erkekler ağlamaz” diye büyütüldüklerinden, üzüntülerini içlerine atarlar ve acılarını bastırmak için yeni ve kısa ilişkilere girerler. Bu da onları duyarsız konumuna sokar. Tabii ayrılır ayrılmaz yenisini bulan erkekler de var. Aynen ayrılır ayrılmaz yeni sevgili bulan kadınların da var olduğu gibi... Magazin programlarında böyle davranan kadınları izliyoruz. Kocasına aşık olduğunu söyleyip, ondan boşanır boşanmaz, başkasıyla nişanlananlar var.

/ Füsun Önal

 

 

 

Yorum ( 4 ) Yorum yaz!

Ebedi Metinler

9/9/2006 ·


                                                                                             Fotoğraf: Salih GÜLER

 

 

su

ana damarlardan geç .. hizasını boz taş ellerin

senin nefretin cihanı alır bilirim

şimdi tam karşımda

deniz adında bir yokluk gibisin

 

toprak

efendini tanır ve kıta çizersin kağıda

göm bedenleri çöl fikrinin altında

bir yarına geçmek lazım belki

şimdi yenilmişlerde sıra

 

ateş

zindan aynası bakışmalar biriktir

ejderha ağzından çaldık seni ,

bunu en çok yaşlı ağaçlar bilir

kül olmuş tapınaklarda adın lanettir

 

/Emre Varışlı

 

Yorum ( 3 ) Yorum yaz!

« Önceki ::

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım